NE YARDAN NE SERDEN ORHAN GENCEBAY

Albümleri ve Şarkıları Hakkında Görüşleriniz.

Moderator: Yöneticiler

Post Reply
divanist
Yeni Üye
Posts: 20
Joined: 20 Jan 2005, 23:28
Location: izmir
Contact:

NE YARDAN NE SERDEN ORHAN GENCEBAY

Post by divanist » 04 Feb 2007, 03:20

Kültür Bakanlığında görevli , sevgili Dr. Müzikolog Ayhan Sarı , yıllar önce , doktora tezini hazırlarken Gencebay ile 7 saatlik bir görüşme yapmış. Bir müzik bilim adamının ,Türk müziği ve Gencebay ile ilgili düşünceleri hepimiz için aydınlatıcı olur düşüncesiyle , burada sizlerle paylaşmak üzere kendisinden yazı rica ettim.
İşlerinin yoğunluğuna rağmen saolsun gönderdi ve arkadaşlarınla paylaşabilirsin dedi.
Aynen iletiyorum
Sevgiler
Yavuz

NE YARDAN NE SERDEN ORHAN GENCEBAY
Dr. Ayhan SARI

Hemen hemen çeyrek yüzyıldır popüler müzik hayatımızda ortaya çıkan:
kimin sanatçı olup kimin olmadığı,
neyin sanat neyin olmadığı tartışmalarıyla,
önceden kendini…, kendi yaptığını-ürettiklerini…
sanat birikimi sığ olmasından dolayı hemencecik dünyanın en büyük sanat olayı diye benimseyiveren sanatçı kopyaları,
şimdilerde birer kötü kopya olduklarının psikolojik gerçekliğine vardılar.
Bu da onları kaliteli bir şeyler yapmak uğruna üretimsizliğe götürdü.
Çünkü kendi içlerinde, ürettiklerinin ne olup ne olmadığı konusunda hesaplaşmaya girmişlerdi.
Bu içsel hesaplaşmaları toplumsal-sanatsal zekalarının doğal bir sonucuydu. Çünkü doğdukları, starlaştıkları kültürel düzeyin vitaminleri harcadıkları enerjiyle örtüşmemeye başlamış, eksiklikler ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu eksiklikler de üretimleri açısından hastalanmalarına yol açmıştı.
Aslında “olduğun kadar varsın” doygunluğunda kalsalar, belki yine bir problem çıkmayacaktı ortaya. Bu doygunluğa önemli örneklerden birisi Hakkı Bulut’tur. Önceleri seslendiği kitlenin kültürel gelişmesinden kaynaklanan daralmayı hiç önemsemedi. Tıpkı “kalan sağlar bizimdir” mantığında olduğu gibi.
Diğerleri bu daralmayı yok olma paniğine dönüştürdüklerinden ve alt yapıları da daha üst düzeylere çıkmaya yeterli gelmediğinden sonuç uyuşturucuya kadar varan üretimsizliğe, hatta kendi hayatını giderek eritme sonucuna kadar getirebilmektedirler. Bu sonuca ulaşan örneklere sadece ülkemizde değil tüm dünya sanatındaki bazı kişiliklerde gözlemlemek mümkündür.
Asıl korkuları “yok olma” temeline dayanıyordu.
Ama Bu üretimsizlik sonucunda gerçekten yok olacaklardı.
Yine geldikleri noktaya dönersek:

Şimdi onlar bir yerlere gelmişlerdi ama bir yerlerde olmadıklarının da farkındaydılar.
Başında “küçük, Ankaralı, baba, jilet vs vs” lakabı bulunan veya hiçbir lakabı olmayıp da “alın cebimde on liram var, onu da size vereyim ama Ayten’ime dokunmayın” sanatsal !! şiirleriyle dibe vuran bezgin şairlerin !! örneksel uzantıları, iç dünyalarındaki çıkmazın bu tür zavallı yaklaşımlarla bir yere ulaşamıyacağını öğrendiler.

Aslında onların yerlerine, kendilerinin ilk hali olan sanatçı kopyaları gelecek,
bu döngü böyle sürüp gidecek, her döngüde düzey biraz daha artacaktı.
Bu döngü toplumun, özellikle gerçek şehirleşmiş toplumun eğitim seviyesinin yükselmesine, bazı ortak sanat değerlerinin bulunulmasına değin sürecektir.
Asıl olan bu döngünün kendi içindeki kalitesel devinimidir.
İşte bu kalitesel devinim hız kazandıkça ve sosyal düzey merdivenleri çıkıldıkça yapılacak tek şey kalacaktı.
Neydim? Ne oldum…
Bu girişten sonra konuyu Orhan Gencebay’a getirdiğimizde Gencebay müziğinde duyulan ana sıkıntının yukarda anlatılanlardan çok da farklı olmadığını söyleyebilir ve sorumuzu sorabiliriz.

Gencebay’ı günümüzde hangi bakış açısıyla değerlendireceğiz?
Çünkü Gencebay’ın sürecinde çok yollar aşındı. Onun toplumsal seslenimlerini göz önünde bulundurursak bu konuda başarılı.
Orhan Gencebay, Gencebay’ı Gencebay yapan toplumumuzun yaşantısının değişiminin ana hatlarını sözsel olarak çok iyi yakalıyor. Ama müziği yakalayamıyor. Yani toplumda ne varsa Gencebay’da da o var.
Bugün toplumumuzda müzik gelişiyor mu ? Tabii ki hayır. Dolayısıyla Gencebay’da da gelişmiyor. Bir tekrar, bir gelişim zorlaması sözkonusu. Elinde ne malzeme varsa onu kullanıyor. Gencebay toplumdan beslenen bir sanatçı. Bugün O’nun hitab ettiği dinleyici kitlesi toplumsal yaşam düzeyi olarak gelişmekle birlikte, aynı gelişmeyi müzikal olarak gösterememektedir. Gencebay bunun farkında, bunu geliştirmek için çırpınıyor ama müzikal vitamin değeri zayıf olan bir toplumdan beslendiği için ortaya çıkan müzik de bir türlü kendi istediği “müzikal düşüncelerinin uygulaması” düzeyine erişemiyor.
O da ne yapıyor?
Kişisel konuşmalarında büyük konuşuyor, senfoni diyor, büyük müzikal yapımlar diyor, Türk müziğinin tarihsel büyüklüğü diyor ama karşısında bu söylediklerini anlıyacak bir seslenim alanı göremiyor.
Sanatçı toplumu aşıyor, ama yine de bırakamıyor. İşte bütün sorun burada. O seslendiği kitleyi seviyor. Ve müzikal olarak o toplumun aşama kaydemediğini görüyor. Kendi geldiği gelişim düzeyiyle seslendiği kitlenin aynı düzeye gelemediğinin dayanılmaz sancılarını çekiyor. Sırf o kitleden uzaklaşmamak uğruna kendini, tam bilinçli olmasa da müzikal olarak yinelemeyi tercih ediyor.
Aslında Gencebay da bir çıkmazda.
Kendi açısından gelişmeyi ve olması gerekeni görüyor ama ama onu vareden çevresi aynı seviyeye bi türlü gelmiyor. Bu durum bir halk sanatçısı için çok önemli bir sorun.
Londra Senfoni Orkestrası ile çalışmalar yaptı, konçerto denedi vs vs. ama ne kendini tatmin edebildi, ne de seslendiği dinleyici kitlesini.
Eserlerinin sözlerini seslendiği toplumsal kitle ve bu kitlenin sosyal gelişimi açısından çok iyi belirliyor, yazıyor. “Hor görme garibi”şarkısından “Bir teselli ver”e, “Hatasız kul olmaz” dan “batsın bu dünya”ya ve “Tanrı’ya feryat” dan “Yarabbim sen büyüksün”e , “Cennet Gözlüm” den “Elhamdülillah” a, “Değişmem gerek”den “Yalnız değilsin’e, “Sen de haklısın” dan “Gelin birlik olalım”a, “Bakırköy’den mektup var” dan “Cevap ver”e, “Neyi değiştirdik ki”den “Söylenmedik söz kalmadı” ile bugüne ulaşan ve “Bugün senin doğum günün” “Besmeleyle başla” gibi eserlerle şimdilik son sözünü söyleyen ve görüldüğü gibi sürekli devinen bir toplumsal nabız tutuş Gencebay’ın en önemli özelliği.
Bağımlı olduğu bir “Gencebay ekolü” var. Bunu aşamıyor.
Şarkılarındaki söz gelişimi toplumsal nabız tutuş açısından çok iyi olmasına karşın müzikal gelişimini(duyumsamasına rağmen) yansıtamıyor. Ve sonuçta müzikal olarak kendi kendini tekrar gibi bir tıkanıklık ortaya çıkıyor.
Eski toprak olmanın ağır sorumluğunun altında eziliyor.
Ve salıyor kendini pop starlara. Pop Star jurisinde yanı başındaki dayanılmaz diva Bülent Ersoy’un etkin iğnesel varlığına “eyvallah” diyerek, o klasik olgunluğu ve doymuşluğunun verdiği rahatlıkla, hiç sesini çıkarmıyor.
(Bunun popüler müzik belleklerimizdeki ilk belirgin örneğini Zeki Müren’de görmüştük. Kendisine neden ağdalı piyasa müziği yapmaya başladığı sorulduğunda : “Biz halva demesini de helva demesini de biliriz” diye yanıtlamıştı.)
Gencebay hep zirvede olduğunu biliyor. Şu anda ki görünümü ise yine klasik Orhan baba görünümü. Olgun, vakur, düzeyli.
Bekliyor. Çok sevdiği kitlesinin Türk Gencebay senfonisini dinleyebilecek düzeye ulaşacağı günleri, müzikal gelişmesini bekliyor.

topraktan bir can
Kıdemli Üye
Posts: 362
Joined: 08 Feb 2005, 16:27
Contact:

Post by topraktan bir can » 04 Feb 2007, 08:48

yazı için teşekkür ederiz yavuz abi.yalnız yazı beni pek tatmin etmedi.müzik doktorundan deyince ben daha müzikal bir analiz bekliyordum ama onun yerine daha sosyolojik ve psikololojik bir analiz olmuş.yazıda katıldığım yerler de var,katılmadığım yerler de.yazıda gencebay'ın senfoni ya da bunun gibi uluslararası düzeyde büyük müzik organizasyonlarına imza atmamasının nedeni halkın bunu anlayacak seviyeye gelmemiş olmasına bağlanıyor.ancak benim bildiğim halk sanatçıyı değil,sanatçı halkı yönlendirmeli;sanatçı bir adım daha önde olmalı.eğer gencebay'ın bu projelere imza atmamasının nedeni buysa gerçekten o da yanlış düşünüyor.ben ayrıca gencebay'ın müziğini meşrulaştırmak için mutlaka senfonik projelere ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum.gencebay'ın zaten halihazırda olan geçmişte yaptığı çalışmalar tam anlaşılamadı diye düşünüyorum.zaten o kadar çok üst düzey müzikal anlayışa sahip parçası var ki gencebay resmen bir senfoni ortaya koymasa da geçmişte yaptıklarıyla bana göre senfoniden hiç aşağıda sayılmayacak kalitede eserlerle nasıl bir müzik adamı olduğunu gösterdi.ha bunu bir de londra senfoni orkestrası gibi projelerle taçlandırırsa fena mı olur?tabiki harika olur.yine katılmadığım bir diğer nokta gencebay'ın şarkı sözlerinin toplumsal nabza göre şekil aldığı.bu ancak kısmen doğru olabilir,tamamen değil.yazıda belirtilen bir teselli ver,batsın bu dünya,hatasız kul olmaz,sen de haklısın gibi şarkıların mesajı ortak insani değerlere sesleniyor.bu eserlerdeki mesajları dönemsel ve sınıfsal olarak değerlendirmek bu eserlere haksızlık olur.ben bu mesajların evrensel olduğunu ve tüm zamanlara hitap edebilecek güçte olduğunu düşünüyorum.çünkü dediğim gibi eserlerin sözlerindeki esas dayanma noktası insanlık,sevgi,paylaşım,haksızlığa tepki gibi soyut ve sosyal seviyesi,çağı ve mekanı ne olursa olsun insanlığın ortak paydası olan soyut kavramlara dayanan eserler.gencebay'ın kendini yenilememesinden ve tekrarlamasından bahsedilmiş.buna da üç noktada katılmıyorum.birinci nokta bir kendini tekrarlamaktan ya da duraklamadan çok bir gerileme var gencebay müziğinde.bunu da dr.ayhan sarı toplumun gerilemesine bağlamış ve ben de ona bağlıyorum.keşke kendini tekrarlayabilseydi de yalnız değilsin albümünden sonraki-bilhassa şu son iki albümdeki- manzara yaşanmasaydı.bir diğer katılmadığım nokta zaten gencebay'ın tekrarlıyor dediği müziğinin perspektifi öyle geniş ki kendini ne kadar tekrarlarsa tekrarlasın yine de aslında kendini tekrarlamamış olur.bir yorgun gözler nerde bir anlatamam ki nerde?bu tekrarlama mevzusunda katılmadığım üçüncü nokta ise şu.bence her sanatçının bir misyonu,bir tarzı,bir özgünlüğü olmalı.yani bir eserinin daha müziğini dinlerken tamam bu falanca denilebilmeli.gencebay "kendi ekolüne bağımlı olmakla" betimleniyor. bunu demek aynı şuna benzer; hakan şükür çok iyi forvet ama hiç defans yapamıyor,dr.mehmet bey çok iyi bir kulak-burun-boğaz doktoru ama hiç iyi göz ameliyatı yapamıyor,mozart harika bir klasik müzik bestekarı ama hiç türk sanat müziği bestesi yapmıyor vs... gencebay türk müziğini ve dünya müziklerini iyi bilen ve araştırmış birisi.ama yine de kendine has bir tarzı var.yıllardan beri sürdüregeldiği bir müzikal anlayış,bir perspektif var ve gencebay eserlerini bu perspektif içinden ortaya koyuyor.kendisini aşmak bence başka müzikal duyumlara yelken açmaktan çok kendi açtığı yol üzerinden gidip bu türdeki örnekleri devamlı geliştirmektir.ama gencebay'ın son yıllarda yaptığı bu anlayış mı?bence onu da diyemeyiz ;o da ayrı konu..bunun dışında konu gencebay konusuna gelene kadar olan paragraflardaki sosyolojik analizlere katılıyorum.ha bu gencebay konusunda söylenenlere katılmıyorum anlamına gelmiyor.katılmadığım yerleri yukarda belirttim zaten.bu onun dışındakilere katılıyorum anlamına gelir.

berhüdar olun....

SerdarYilmaz
Kıdemli Üye
Posts: 169
Joined: 22 Sep 2006, 22:35
Contact:

Post by SerdarYilmaz » 04 Feb 2007, 17:28

Basar, neredeyse söylenecek söz birakmamissin. Dediklerinin büyük bir bölümüne katiliyorum. Berhüdar ol. Ayrica yazi icin tesekkürler Yavuz abi.

Benim de nacizane ekleyebileceklerim:

Gencebay hala özgün besteler üretmekte, ama sanirim hepimizin hemfikir oldugu konu, bunlarin oraninin eski albümlere (Yalniz Degilsin ve öncesi) göre azalmis olmasi. 1994 ve öncesi Bir Söylenmedik Söz Kalmadi gibi serbest ve özgün calismalar bir Gencebay albümünün en azindan yarisini olustururdu.. Simdi bunlarin sayisi ya 2 ya da en fazla 3 oluyor.. Daha standart Gencebay parcalarinin orani ayni diyebiliriz, örnegin Sensin Benim Cilegahim gibi, ama araya son yillar direk "basit, yetersiz, tatsiz" diyebilecegimiz parcalar da girince, örnegin Besmeleyle Basla, Ayse, Cok Görme Bana gibi, genel tablo pek güzel bir görüntü vermiyor..

Ben burada "standart", "özgün" gibi ayirimlar yaparken bu eserleri kalite bakimindan ayiriyor degilim.. Bir özgün Gencebay bestesi olur, harika diye tanimlayabilecegimiz, ayni bicimde harika bir "standart" Gencebay parcasindan da bahsedebiliriz.. Ama benim demek istedigim nokta: Bana göre Gencebay´i Gencebay yapan en önemli noktalardan birtanesi, her albümünde en azindan 4-5 parcanin siradisi müzikal yapilara, gecislere sahip olmasiydi... Duyulmamis harmanlamalara kulaklarimizi tanik emesiydi.. Son 12 yildir böylesi sarkilar tamamen kaybolmamissa da orani düsmüstür.. Bence müzikal acidan olay budur.. Belki bunda piyasaya kismen de olsa uymanin payi vardir.. Müzikal üretim acisindan bir düsüs olduguna pek ihtimal vermiyorum.. Öyle olsaydi 1000´e yakin bestesi olan bir adam gider arsivinden zengin icerikli bir eski sarkiyi düzenler, okur koyardi albümüne.. Ama Gencebay böyle yapmiyor..

---

Basar cok önemli bir söz söylemis, "halk sanatçıyı değil,sanatçı halkı yönlendirmeli". Bence Gencebay kariyerinde zaman zaman bu konuda hata yapmistir. Özellikle de su son zamanlar.. Dogru, söyledikleriyle fazlasiyla birseyler anlatmaya ve yönlendirmeye calisan bir kisilik görüntüsü veriyor Gencebay.. Ama insanlar Gencebay´dan konustuklarindan ziyade meslegi itibariyle müzik ile sunduklaridan birseyler kapmayi bekliyor, ya da beklemeli.. Gencebay "birseyleri" bekliyorsa, daha cok bekler diye düsünüyorum. Aslinda bu "erteleme" konusu Gencebay´in yillardan gelen bir hatasi.. Kendisini daha ikinci planda olmasi gereken projeleri vermis olma hususu da yeni bir olay degil.. Mesela 40´a yakin filmi vardir Gencebay´in.. Hadi 5 yaptin 10 yaptin, anladik.. Ama neden 30 yildir proje sözünü eden bir insan zaman zaman kalitesiz olarak da tabir edebilecegimiz filmlere de imzasini atmistir, degerli zamanini bunlara vermistir..? ...

Gencebay müzikal basyapitlariyla, bu alanda devrimleriyle bir efsane olmustur, piyasayi dogrudan yönlendirmistir. Süphesizki yönlenen kisi de olmustur ki, bundan daha dogal birsey de yoktur. Kaliteli bir müzik adami olarak acik olursun, almayi da vermeyi de bilirsin, bir denge kurarsin. Ama bazen de bu konuda dozunu kacirir gibi olmustur, iste ben bu noktaya itiraz ederim. Piyasayi yönlendir, piyasaya uy, bu iki seyin birlesiminde o essiz eserlere tanik olmusudur, ama biri birini dengeleri bozacak sekilde gecmesin, tabiri caizse dozaji kacmasin, özellikle de piyasaya uyma hususunda..

User avatar
estarabim
Kıdemli Üye
Posts: 181
Joined: 13 Sep 2005, 12:27
Location: Tekirdağ (rakı siparişleri alınır:) )
Contact:

Post by estarabim » 06 Feb 2007, 18:51

Topraktan Bir Can, sevgili dost

senden küçük bir ricam var. Yazılarında paragraf kullanırsan çok sevineceğim. İnternette yazı okurken paragraf olmayınca göz yoruluyor ve yazı okunamaz oluyor. Değerli yorumlarından bu nedenle mahrum kalmak bizi üzer. Yukarıdaki mesajını okuyamamanın eksikliği içerisindeyim. Umarım bu mesajı yanlış anlayıp kırılmazsın :wink:
Hepimiz Mehmet'iz Hepimiz Türk'üz

http://mtiryaki.blogcu.com

topraktan bir can
Kıdemli Üye
Posts: 362
Joined: 08 Feb 2005, 16:27
Contact:

Post by topraktan bir can » 07 Feb 2007, 07:59

yok dostum niye yanlış anlayayım?bilakis memnun oldum uyarın için.ben uzun yazılar yazarken acele olsun diye imla ve yazım kurallarını ihmal edebiliyorum.bundan sonraki yazılarımda önerini dikkate alacağım esterabim.

berhüdar ol...

User avatar
murat yaşar
Kıdemli Üye
Posts: 170
Joined: 08 Jan 2007, 18:14
Contact:

Post by murat yaşar » 12 Mar 2007, 20:16

Ta en baştan beri görüş belirten herkese saygı ve sevgiler....
Burda öyle bir üçgen oluşmuş ki nerdeyse herkese bölüm bölüm katılıyorum...Dr.a.sarı yada..Onunda haklı olduğu yerler var..
Fakat genel anlamda bu 3 yorumu yanyana getirsek arasınsan 3-5 satır çıkarsak herhalde genel görünüm ortaya çıkar diye düşünüyorum...
Emeklerinize, görüşlerinize sağlık söylenecek pek birşey bırakmamışsınız...

saygılar

Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 7 guests