BİR HIŞIM...

Moderator: Yöneticiler

Post Reply
baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 13:54

Üryan geldik sonumuz bir incecik bez
Özümüzün pahası kadar giyindik
Sıcak bir bahçeden göçtük kutuba
Sessiz, susuz bir kör kuyuya indik...

Aklım ermiyor hiç ah bulut bakışlım
Gözlerin rengine yağmur mu karışmış
Bakışından doğan güneşim nerede
Gülüşündeki ışık mı yolunu şaşmış...

Anamızı ağlattı hasret pahası
Bir ömür borçlandık ister dahası
Yar ile süremeden sevda sefası
Ayrılıkla vuslat kapısından döndük...

Aklım ermiyor hiç ah bulut bakışlım
Gözlerin rengine yağmur mu karışmış
Bakışından doğan güneşim nerede
Gülüşündeki ışık mı yolunu şaşmış...

Yağmur yağar kokar toprak
Özlemimde sen akarsın bir hışım
Gülüm yollarında akan sel olsam
Can ummana sen dolarsın bir hışım

Koma beni ellerinden uzakta
Koyma gül, sen olmuşsun suyum, aşım
Sana yedi nesilden el olsam
Kapı kulum deyip emreder olsan

Şirinliğin ferhat dağını deldirir
Dudağında türkü olsam
Yanağında ben yerine gül olsam
Gayri koyma beni el yerine

Kendime batmayı sana bilirim
Koyma beni yokluğunun dikenliğinde
Gülüm yeter ki senin kirpiklerinde
Hasrete saplanan bir diken olsam...

15.05.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 13:55

ŞAVKI YİTİK...

Kılıcını kınında sakla, düşmanı görmeden çıkarma
Hediyeni gününde ver,karşılık bekleyip durma
Sözünün yerini bekle, gaf ile boynunu burma
Cevabını anında ver, sorulmazı sende sorma...

Havuzun kıyısında bir ceren,
Şavkın vurur su yüzüne
Böbürlenme su aynam diye,
Ben en güzel cerenim diye
Bak ıhlamurun gölgesi
Böbürünü sildi gölgesiyle
Ayakta gezen varlığın
Topraktaki ağacın gölgesinde kalır
Kalır ya, sen azametini inkar et istersen
Ben bilmem diye
Seni ben bütün sulara
Her yanınla cismi canan düşünmezsem
Ummanlara bulut gibi
Yüksekten baksan
Bulutlar iki kardeştir
Birbirine karışınca
Yağmurlar yağar ey ceren
Aynası bozulur bütün suların
Birer küçük damlanın şiddetiyle
Unutma, kibirimiz bizden küçüktür
Ama bizi ezecek kadar baştan aşırırsak
Ezilen kendimiz oluruz
Güneşin dolandığığını bilen
Ağaç olsa nice zaman
Kendi gölgesine oturur, dinlenir
Hangi ağaç hep yeşildir
Dört mevsimin karşısında
Kibir hangi ağacın aslındandır ey ceren...

Bu güne sorma yarını, yarın başka bir gündür
Düşünme yarınki karını, kar hesabın bu gündür
Bugünkü bütün varını, harcayıp dersen dün dündür
Ahiri tek ölümün yanında bil, kendini de hep sende görme...

Havuzun kıyısında bir ceren,
Şavkın vurur su yüzüne
Böbürlenme su aynam diye,
Ben en güzel cerenim diye
Bak ıhlamurun gölgesi
Böbürünü sildi gölgesiyle
Ayakta gezen varlığın
Topraktaki ağacın gölgesinde kalır
Kalır elbet o azameti inkar et istersen
Tabii k ede bilirsen
Ben bilmem diye
Seni ben bütün sulara
Her yanınla cismi canan düşünmezsem
Ummanlara bulut gibi
Yüksekten baksan
Bulutlar iki kardeştir
Birbirine karışınca
Yağmurlar yağar ey ceren
Aynası bozulur bütün suların
Birer küçük damlanın şiddetiyle
Unutma, kibirimiz bizden küçüktür
Ama bizi ezecek kadar baştan aşırırsak
Ezilen kendimiz oluruz
Güneşin dolandığığını bilen
Ağaç olsa nice zaman
Kendi gölgesine oturur, dinlenir
Hangi ağaç hep yeşildir
Dört mevsimin karşısında
Kibir hangi ağacın aslındandır ey ceren...

Toprak tozar göz yumarsın, tozu senden büyük bil
Demek ki o anda sen varsın, tozun ayağına eğil
Dostun sesini de duyarsın, demek ki etrafın boş değil
Olmaz asla gerçeğin gözü kör, bunu yalan göze sorma...

Havuzun kıyısında bir ceren,
Şavkın vurur su yüzüne
Böbürlenme su aynam diye,
Ben en güzel cerenim diye
Bak ıhlamurun gölgesi
Böbürünü sildi gölgesiyle
Ayakta gezen varlığın
Topraktaki ağacın gölgesinde kalır
Nasıl kalmaz ki, azametini inkar edersen
Ben bilmem diye
Seni ben bütün sulara
Her yanınla cismi canan düşünmezsem
Ummanlara bulut gibi
Yüksekten baksan
Bulutlar iki kardeştir
Birbirine karışınca
Yağmurlar yağar ey ceren
Aynası bozulur bütün suların
Birer küçük damlanın şiddetiyle
Unutma, kibirimiz bizden küçüktür
Ama bizi ezecek kadar baştan aşırırsak
Ezilen kendimiz oluruz
Güneşin dolandığığını bilen
Ağaç olsa nice zaman
Kendi gölgesine oturur, dinlenir
Hangi ağaç hep yeşildir
Dört mevsimin karşısında
Kibir hangi ağacın aslındandır ey ceren...

21.05.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 13:56

SAKİ...

Ayrılık elinden çok darbe yedim
Kadehi en vefalı yar bildim saki
Gönül oyununda hiç yenilmezdim
Gitti canan, cana küs oldum saki...

Gönül pazarında yürek satamam
Yüreğim onsuz ya kendime yetmez
Saki şu hasretli gönülede çatamam
Gönül benden çok o, saymakla bitmez...

Bu meyhane beni tanır sesimden
Şu şişeler doludur gözüm yaşından
Duvardaki resimin gül nakışından
Nakış nakış tuvalde kahroldum saki...

Gönül pazarında yürek satamam
Yüreğim onsuzdur kendime yetmez
Saki şu hasretli gönüle çatamam
Gönül benden çok o, saymakla bitmez...

Vuslat randevusuna yine geç kaldım
Sevdiğimi el aldı bakar kör oldum
Başımı hasretlerle dertlere saldım
Ben benden hep bihaber oldum saki...

Gönül pazarında yürek satamam
Yüreğim onsuzken kendime yetmez
Saki şu hasretli gönüle çatamam
Gönül benden çok o, saymakla bitmez...

Şişede dudaklarının ıslaklığı var
Mezenin tadındadır o nazenin yar
Kaç kez başım vurdum bilir şu duvar
Külhanlarda derbeder kaldım saki...

Gönül pazarında yürek satamam
Yüreğim onsuz kendime yetmez
Saki şu hasretli gönüle çatamam
Gönül benden çok o, saymakla bitmez...

Yıllardır o bende ya ben nerdeyim
Ararım da kendimi bulsam ne deyim
Ben onsuz aslı yok sanki gölgeyim
O gülümün dalından ayrıldım saki...

Gönül pazarında yürek satamam
Yüreğim onsuz kendime yetmez
Saki şu hasretli gönüle çatamam
Gönül benden çok o, saymakla bitmez...

Keremi yaksalar kavrulmam yine
Ondan çok yandım da kül olmam yine
Hayat en güzel olsa vurulmam yine
Bir o sevda yıldızına vuruldum saki...

Gönül pazarında yürek satamam
Yüreğim onsuz kendime yetmez
Saki şu hasretli gönüle çatamam
Gönül benden çok o, saymakla bitmez...

21.05.2009 Kartal (Biricik Kızım Bar)
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 13:57

MEVLAM KERİMDİR...

Kadın saçlarını tarar
Bir sevda tarağıyla
Kahküllerini düşürür alnına
Umudunu süzer her telinde
Özlemini şekiller başında
Burada bulutlara tırmanırım
Güneşin elleriyle savrulurum, gelirim
Ellerim bir dokunsun sana kadın
Sen o zaman gör
Bir meltemin nefesinden
Kıskanıp düzelterim saçlarını
Gözlerine dalarım sonra
Bakışların kaybolduğum
Bir dünya su değilmi zaten kadın...

Saçlarını okşarken ben
Gönül denizinin en ortasında
Vuslatı kamelya
Maziyi kendi özüne ada yap
Haydi uyu
Kimse yok artık
Bakışlarımı nöbetçi ettim
Yanık yüreğimi
Mecnundan nefer
Kirpiklerimi silah
Bakışım bile incitirse seni
Emrin olsun
Yüreğimdir demem
İçinden seni çıkarır
İstersen yüreğine asarım
Yada hançerlerim kalan o boş yüreği...

Bu başkalığıdır bir betimin
Betimlenmişlikte en ilktir yani
Hatta en son sözdür
Betimi betim yapan tüm sözler
Saygı duruşundadır
Seni betimlemek
Yeni bir öğreti
Ve bilinmeyen ifadelerin
Yerleşim yeridir dil ülkesinde
Ben bile kapısını çalmadan giremem
Heybetini bildiğim sözleri
Gölgede bırakır seni betimlemek
Filozof olsam
Çırak kalırım anlamının yanında
Daha senin
S kadarını öğrenmem için
Bana kaç ömür gerek
Yaşamak bir kere
Saygı duyarım
Öğreneciğim kadarına
Ömrümümün yettiğince
Kalanı için öte yanı var işin
İlk sırasındayım
Seni öğrenme kuyruğunda olmanın
Bekleyen ilk neferiyim
Bütün seni öğrenme heveslilerini
Mağlup ettim
Dört yanım hep ben, sana adamış ömrünü...

Bir dağı anlatmak kolaydır
Dağın altını anlatmaktır zor
Bir ağacı resmetmek kolaydır
Bir gülün oluşunu bilmek zordur
Ve bir vuslatı demek kolaydır
Ona ermektir zor olan
Zorun nedenini bilmektir asıl
Kolayların üzerinden yürüyüp
Gözlerine aşık olup
Kirpiğinin oklarından kurtulup
Yüreğine girmektir zor olan
Ben bunun için seni seviyorum
Bu işin betimini
Yapacağım sonunda
Belki bu dünya hayatım yetmez
Olsun, dedim ya birde ahirim var canım
Ümit işte, yoksulun ekmeği
Ye gönül ye
Bir dünya dolusu ulaşılmak istenilen sen
Bir baş, bir gönül, mecnun ben
Allah kerimdir...

26.05.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 13:58

BELLİ Mİ OLUR...

Bir bakarsın
çayım kaynar semaverde
demi tutar bir koyuluk
açıklık erir çözülür sudan
bir kara sevdalı gibi
dil keçeşir her yudumla
fincan parmağımı gıdıklar
yürür içime ılıklığı
seni içerken kanımın
kanı yanar
belki başka tanımlaya bilinir
damarımda dolaşan seni
bir tutup sor diye bilseydim...

bakarsın gün çıkar
gülersin
gün ısıtır
gözlerin mahmurlaşır
özlemin senden tez canlıyken
teninden önce varmıştır hayal
bir ince sevdanın içine
mikabında gök yüzünün
ay yatıya kalmıştır
uyursan uyuyacaktır
ve çıkacaktır
gecenin gizli avuçlarından
saçılmayı bekleyen yıldızlar
yüzünde hangisi erir
bir tomurcuk ter olup
yerinde olmak isterdim
erimek senin teninde sona ermek
teninden ayrılmadan kalmaktır
aşkından kan ter içinde kalmak...

yakut noktalardır
ışık serpintileridir içimden kayan
rüyalarına en sivri damlalar gibi düşen
ben den ne çok ben parçalanmış
seni sarmak için
rüyalarımdan uçup
rüyalarınla sarmaş dolaş
bunca dokunulmazlığa rağmen
düşümün sana dokunuşları
ruhuma gül dikenleri gibi saplanır
kendime gelir aşkın azabı
niye incinmekteyim
neden varım ben diye
azap bal olur kirpiklerin ucunda
çarmıhını kendi yapan
bir sevda mahkumunu düşün
ne usta değil mi canım
ölümüne işini severek yapar
adı sana kavuşmak
ölüp gözlerine gömülmek
bu sanatın adı
sekizinci sanat olmalı bu iş
üstadı mecnun
fırçası leyla kirpikleri
boyası koyu bir zifti kara sevda
kerem ile aslı külünden karılmış
geceyi kıskandıracak koyulukta
uyurken sen
düşüne düşümü nefesimden gönderiyorum
bir derin nefesle daha derin düşlerde uyu...

ah keşke gece ben olsaydım
güneşi koymazdım hiç aramıza
günüme gözlerini açınca yetersin sen
kıskanırım seni yakan her şeyi
seni saran her şeye
zindan olasım gelir...

15.04.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 13:59

EN İNCE YANIN...

İnce kız,
anam sormuştu,
ince kızın en ince yanı,
neresidir oğul,
dedim ki :
gülümseyişidir,
nasıldır oğul ?
dedim ki,
bir hançerin,
savruluşudur anam,
bu garip yüreğin,
vuruluşudur...

bakışıdır anam,
bir başka inceliği,
yüreğimin yarasına,
bakışıdır,
sarışıdır anam,
yürekteki yaramı,
gözleriyle sarışıdır,
iz bırakmadan...

sevişidir anam,
belki de en ince yanı,
saf bir su damlası gibi,
olduğu gibi,
sevişidir,
acılarıma ortak,
yoksulluğuma,
aldırmadan...

07.09.2006 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:00

BIRAKTIĞIN YERDE YANMAK...

Baharda serinletirken bakışların,
Yazın kavrularak aşkından,
Güzün dağılmak varken koynunda
Yaşamak varken hep seninle
Tıpkı bir tarlanın keseği gibi
Paylaşmak yaşama gereken
Suyu, lokmayı acı tatlı sürekle
İçmek var yağmurlarla gözlerini
Boy vermek var yeşillenip allanıp
Dağlara nefes olmak var ovaların düzünde
Döşek döşek umutların uyuyacağı
Düş obaları olmak var göz aldığınca
Yüzünün güzelliğinden gelme
Binbir renkli açılmak var gönüllere
Dal dal yaprak yaprak
Ve çiçek çiçek, bal bal
Arıya keramet olmak,
Mecnuna leyla
Çaresize çare olmak var
Gazel gazel düşmek var yüreğine,
Kurumuş kan rengi kızıllık ile
Güllerin dallarında kuruması gibi
Ayakların altına serilmek var
Biliyorum ki hasret zelzele
Gelmeyişin küçük kıyamet
Nakaratı oldu şarkılarımın
Yalnızlık mısralarında
Söyleyemediklerim
Senden duyamadıklarım
Ellerin olsaydı eğer
Gülün dikeni bile
Kanatır yazardı duygularımı
Hayalinin gözlerine
Bülbülün sitemkar diliyle
Sana dair her şiir
Sana dair bunca şiiri yazan gönül
Ağır ağır sis perdesine gömülür
Zaman eski zaman değil
Ben o eski ben değilim
Bir viranenin doğaya kafa tutuşu olmaz
Her hasret bir tuğla düşürür
Gün gün ömrümden
Duvar duvar çökerim
Kendi olduğum sensizlik yerini
Kendi kendime kabir ederim
Nihayetinin nedenini bilemez
Bir garip kader koyup sonun adını
Çeker giderim, bilmem ki zor muydu
Bir kez daha gelmen
Yol aynı yol iken
Gelmedin
Kendi sonuma ağlayacağım ama
Korkarım gözlerimden yaş değil
Gül kurusu renginden kan damlar
Erteliyorum ağlamayı
Ağıtları duymasın diye
Sende biliyorsun ki
Ağıtlar, ölenleri geri döndürmediler asla...

Yüreğimi gözden çıkardım
Arkası tufan, zifir zemheri var sonra
Canı kardan adam yapacağım kapında
Ruhumu sevdanın cehhennem ateşine atacağım
Kerem desinler bari
Kerem gibi sevenler
Aslımdaki bütün sen ile dolu benleri yakacağım
Aslını alıp gitmek olmadıkça
Ölüm ile kavgalı
Yaşam ile davalı
Vuslat ile hududu çizilmiş
Mayın tarlası yürekle
Sevdadan alacaklı olarak öleceğim
Seni olduğun yerden kaçırmak
Koymak yüreğini
Gölgenle, aslınla, düşünle, hayalinle
Yani her şeyinle sığdırmak içine güzel
Sensizlikle tutuştutup beklentilerimin akibetini
Öylede ölmek böylede deyip
Ateşinle yakacağım ben beni
Kim demiş aşk ateşinden yangınlar çıkmaz
Volkan olup patlamaz yürek
Ne gerek düşünmeye
Dön ve gözlerime bir kez bak
Gözlerimden başlasın yangın
Yanayım, bilesin nasıl sevildiğini canım
Gel artık tutuşup kül etmene hazırladım
Yokluğun öyle boşaltmış ki içimi
Yanarsa ruhum yanar nasılsa
Erimiş bir mum gibi bedenim
Yığılmış bekler gittiğin yerde...

21.04.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:01

HÜZNÜM EGEMEN AHİRE...

Gittin gideli gurbet türkülerim oldun
hüznün egemen oldu yapı taşlarımda
yüz çizgilerim oldun zamanın kalemiyle
umursuz anların acımasız elleriyle acımasızca çizdin
şimdilerim geldiğinde bir tual sunarlar sana
dönersen gittiğin o diyardan bir inayet
umutlarla gel bari
sakalım gibi her teli kadere özge ak yüzlü
ve gelirsen, gözlerin kadar tenha gel
yüreğim gibi gün görmemiş bir reim çiz içime
bakanlar dünyanın arkasında olsalar
görsünler bunca zaman çektiklerim
bir tarifsiz ağrımıdır,
yüklendiğim hasretler ağrı dağımı
çakmağınla yaktığın son sigaramın külü kayıp
gözlerinle yaktığın yürek yangınım sönmez olmuş
bendeki bu dumanlı baş
her mevsim kayıp gibi
bulutlar tufan ağlasalaryine sönmez gönül ateşim
her atan şafağın omuzlarında
gecelerin karanlık ağırlığıyla gelir gün
heveslenmem hayalleri, düşleri, gerçekleri
mavilere, pembelere boyamaya
bilirim karanın içinde kaybolurlar yapsamda
gölgeler artık sıvanmış kaderime
boş bir yanım kalmamış doludur göz pınarlarım
ağlarsam eğer an gelir olmadığın bu yerde
nerede olursan ol gözyaşlarımın selinde
ruhun boğulur gülümcan, ruhun boğulur...

22.04.2009 Kartal
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: OTACI ÇAKO'NUN NOT DEFTERİNDEN... (1)

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:02

OTACI ÇAKO'NUN NOT DEFTERİNDEN... (1)

Otacı Çako it oturuşunda
yarasına baktı ölü gelinin
sanki bir derin kurumuş kuyunun
dibini görmek isteyen gözlerle baktı
sonra bir of çekti derinden
nefesi bıyıklarına kasırga oldu
ve gördü ki, gelinin yarası bile
incecik bedeninde
kanı kurumuş açlıktan
ölmüş bir kekliğin birleşmiş ayaklarına benzer
bir kuru gül kıvrımı gelinin yarası
kurşun derinde, kaderini bile aşmış içine
canına tutunmuş yaraya
usturayı vurdu çako
gül kurusu iki damla kan düştü odanın toprağına
şarapnel gibi patladı
incecik çizgilerle saçıldı kan
akşam güneşi aşar gibi dağlarda
son defa aşan güneşin biçimi gibi
gelinin perçemi alnından akmıştı
şakağından süzülüp dudaklarına dokunuyordu
dudakları yarı açıktı gelinin
dişleri papatya yaprakları dizisindendi
dudakları pembeydi gelinin
ayrı düşmüş iki gelincik gibi
boz kırlarda unutulmuş bir gençlik
sanki obasından kovulmuş
bir yalnız kutan kuşuydu naaşı gelinin
odanın ortasında bir küçük mahşer
mahşerin içinde bir şivan yeri
otacı çako, otacı çako söyle
gelinin derdine dafar ne idir
dedi ki çako tütününü yakarken
savururken duman duman akibetini gelinin
vefat etmiştir gelin ağalar
güldeste bir canmış bu be ağalar
gitmiştir çok yazık yaşamıyor ki
çekti beyaz bezi üstüne gelinin çako
oturdu olduğu yere
şivan şivan olalı böyle hep bir ağızdan
haykırış görmemişti
şivan bile korkmuştu ağıtların odayı yıkmasından...

gelinin yarasına sürülmeye
ekşili hamur durur teknede
ah hamur yürekli gelin
ellerin o tekneye uzansa da
yarana kendin sürsen
aslında kaderinin yarasını sarmış olursun
töre'nin kurşunu erirdi
hamurun kin asitinden
töre töre olalı hamur yedi yaralar
töre yine kurşun
töre yine taş, demir oyy gelin gelin...

gelinin gözleri yok gibi
gelinin ellerini tutan adam ağlar başında
göz yaşları saklından süzülür
çam yapraklarındaa hazan yağmuru gibi...

her yan vatan olsa şimdi
o adama gelinin yokluğu
yani bundan gayri yaşam
yani yalnızlık dediğ kişinin
bütün dünyanın gurbetliğidir
gelin adamın sensiz dünyası artık...

bu dağ kar satar her sene
kartallar üşür uçarken başında
enginler korkar eteklerine çiçeklerle yüz sürer
ayaklarına kapanır ova
yüz sürer melteme dağın korkunç rüzgarı
uğultusunda ezilir kıl çadırlarda geçen hayatlar
ve bu dağın karı kalkmaz başından
bir ermişin kalpağı gibi durur dört mevsim
ekim sonrasına kadar bu dağ
ovadaki obalara yeşillik gücü
çoban çeşmelerine kan
akan ince sulara besn kaynağı
başındaki karıyla bulgur bulgur olur
sunar nimetini yaradanın
yerin can damarına kan pompalar durur
böyle özge görkemle...

sular şimdi ılıktır gelin gittiğin yerde
ellerin serindir ama
karlı dağın sularına soktuğun parmakların
üşümüştür şimdi sinmiştir ellerine tükenmek
ellerinde ki bir huzur serinliği
o sulardan kalmıştır gelin
tarlalarda başak kılçıkları batmış
ince beyaz ellerin
ve şalvarının eteklerine sarılmış demir dikenleri
şimdi ipek yumuşaklığıdır
nerden bilirsin ki sen gelin
kurşunlar demir dikenlerinden sizvridir öldürücüdür...

her derim zamanı tarlada koşuma giderken gelin
elceklerin şıkırdardı ya hani senin
ince ellerin oynak parmakların dans ederdi
orak ile bir cümbüş ve toy düğün bir hasat
gayretinin bereketi dolardı kilerlere
ve adamın yüzüne bakarken gece karası gözlerinle
admın teri soğurdu
dağdan gelen karın serinliğine dalardı adam
gözlerinin içinde yüzerdi
gelin senin gözlerin bazen gün aşımı, bazı tan yeri
bakışların karlı dağdan aşan gün aşımı idadesindeydi
mahmur bakışlı gelin
kahkülünün altında kara sevda renginden
bir bakışla baktın mı
karlı dağda kar kalkmazken
adamın yüreğinin yağı erirdi bütün
adam şimsi zemheriler içinde
adam sensiz sisler içinde kalmıştır oyy gelin gelin...

kaşlarının hilaline asardın bazı adamı
şakalardan bir gönül oyunuyla küser gibi
yüzünü asardın gelin
sonra dayanamazdı adam bir kır çiçeği alırdı adam
başaklar arasından uzatırdı sana
gülerdin yediveren gibi
kır çiçekleri anneleri sanırdı dudaklarını gelin...

şimdi ne dudaklarından ne de o mahmur gözlerinden
haberin var mıydı desem ne dersin gelin...
şimdi adam sana kazılan kabire
senden önce gömülmüş gelin
haberin var mı ?

artık teninin sıcaklığının yokluğuyla
adam nice hazanlar geçecek
kışları atlatacaktır ömrünün sonuna değin
sensizlikleri yakacaktır yüreğinde
kendisi yanacaktır içten içe
odalar sensiz üşüyecektir gelin
çocuklar sensiz boyun bükecektir sofrada...

bir kuru gül dalı çıtırtısıyla
vuruldun geçip gittin gelin
koyup gittin karlı dağı soğuk suları
çiçekleri demir dikenlerini
kılçıkları hasatları
yazı kışı tozu dumanı büsbütün gelin...

yüzüne alışmış ocak
meşe külü savurur başına
ağıt yakar ağlar
ocakta yanan ateş intihardadır
adamın yüreğinde
sensizlik cehenneminin eteşi olmuş
yokluğun adamın kanındaki sıcaklığa
zemheri düşürmüştür gelin...

22.04.2009 Kartal
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:03

YAZ GELENDE GÖKTE MAVİ YAR OLUR...

Yoğun olsada karlı dağın dumanı
Pembe giyer bu dağ bahar zamanı
Yollar uzarken etrafını fır dolanı
Yaz gelende gökte mavi yar olur...

Hasret demek donmuş yürek yağıdır
Sabır bende bir gülistan bağıdır
Umut meyve bekler sevda çağıdır
Gelmez isen sensiz ölüm zor olur...

Ilgıt ılgıt esen seher yeliyle
Yüzüme düş, saçların her teliyle
Gelip bir gül huri kızı haliyle
Belki sen deyi ölüm, cana kar olur...

Gün asırmış, yıl zamanın en başı
Devran senden gönül ömrün can taşı
Ömür sensiz andır, sensiz kayıp güneşi
Bil ki zaman bile sensizse kör olur...

Aşk mecnun ruhundan kalma bir nefes
Ben leyla solurum seni cana her heves
Gel gitme, istersen şah damarım kes
Sensiz cennet cehennemden har olur...

30.04.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:04

DUYGU KANDİLİ...

Sıra dağlar kara kaşlarına benzerler
ay düşernde gecelere
ışırken saçların orman orman
dağların zirvesinin şavkı düşerken
suların ayna yüzüne
suların dibindeki sır
bir cerenin yüzünü
yüzün eder yansıtırken
rüzgarların elleriyle
suların yüzüne aşkımızı yazarken
bir yıldız böceği
nerede olsam parmaklarımda
kanım çekilir
ve gün düşerken sulara
ben seni dalga dalga
deltasına aparırım gönülün
deryası taşacak gönülün
seni o deryanın bütününe yazmışım
gönlümün en engin yeri
sen sevda kaynağımdandır
düşürme gözlerini gözlerime
kirpiklerinden boğulmaya başlar
soluğu tükenir heyecanının bile
birde aşk ile ölüyor olduğunu fark edince
yüreğin yüreğime tutunursa hele ki
can havli ile birde bana sarılsan
bil ki kucakladığımda seni
aşkımızın içinde birlikte boğuluruz...

öksüz kaldı gecem
mah yüzün nerede
kandilini kim yakacak sen olmazsan
duygularımın
yıldızların yüzünü örten karanlığı
kim çekecek ki perde perde aydınlığa
kim gecede uçuşan gök taşlarına
toy düğün kuracak kim
sen olmazsan
karanlığın bastığı akşamların içinde
odalarda duvarlar olsa da
dokunmak olduktan sonra sensizliğe
içimdeki zindanı çıkarır yatarım
bir kara mermer döşek
bir dikenli telden yorgan ederim yokluğunu
döner dururum ölene değin
canımın kanımın bütün zerrelerine
kanatıp yokluğunu anlatana dek
kıvranırım yağmaya korkan ilk yağmur damlası gibi
sen hayalimi bütünleyince
o damlanın yerine
yüreğinin içine ateşten bir damla olup
düşer ölürüm...

dudağım öksüz kaldı
sigaram yetim
yanmıyor ki yokluğun
yanan hasretindir yürekte
dayanamıyorum canım
yüreğimi sökeceğim bağrımdan
yakacağım sigaramı
ve sonra
büsbütün olduğum yeri tutuşturacağım
ciğerim yarsız kalmış ah gece
yüzünü aydınlatacağım meraklanma
aşktan yangın ile
bir nebula patlamasından
bir yıldız oluşumuna yazarsın gayri
yapınız aşkın özünden gelir diye
bir mecnun bırakmıştı ilk tohumu
bundandır vuslat olunca
yıldız olur parlarsınız
bundandır
ayrılıklarda güneş olur yakarsınız...

nefesim sensiz yarım
dönerim dönerim
tamamlayamam
hasretinle soluksuz kalmak
azraille göreş kapmak gibiymiş
onun işi can almak
senin işin sevdadır
iki suyu kavuşturmadıktan sonra
gönüllerde
bu yüreğin ne anlamı var deyip
güreşte pes etmemek amaç
canı takarsın dişine
ve acıyı özümsemek için
tırnağı sökersin etten
parmakta kan durmaz
kim inanır sen sin kanayan
asıl içimde
bu cana sensiz kan ne gerek sanki
sular ovalardan yürümez mi
sevdalanınca güllere
dağların başı bulutlar umut göz yaşı olmaz mı
desem ki bundandır bu acı
asıl ağrıyan yanım
parmaklarımda kalan
senin parmak izlerindir yalnız
sensiz yanlarım zaten çoktan ölmüş yar...

bir sütunsun sen
ilahi bir eser
hayalimin en görkemli kentine
düşümün en görülmeyi bekleyen anına
gerçeğimin tohumuna dikmişim seni
bir sevdayı anlatan
bir gönül yurdunun en ortasında boy verirsin
ve süt kuzusunun izni ile
anasının ak sütü ile yudum
bir özge gülün nefesiyle yaşama yolladım
venüs, eros bütün bu amelin içinde sevaplandılar
ustalığı bundandır gönülün
hiç bir başka ustalıkla kıyaslanamaz
aşkı yaradan tanrı
onu ölümsüzlüğün rengine boyamıştır
kainatı geri aldığ zaman
aşk en ilk yanına dönecek elbet
sevda sofrasına oturacak vuslat
hesap verecek ayrılık
gözlerin işkence etmesin tek dileğim
gözlerim öylesine hayin
ve kendisi bilerek bildiki kendilerini
gözlerin oldular
dokunma, dokunursan
hele ki vuslatımız olmazsa
iki gözünden iki ırmak boşalır
ateş ateşle el ele...

gözlerin öyle güzel ki
birinde mecnun, birinde leyla
resmediyor yüzünü kirpiğinle
gözlerim şimdi yüzüme
ölüme bir adım yakınım
ama yaşamın içindeyim nefesinde
sonsuza kadar
seni sevmek bilmediğim bir hünermiş
öğreniyorum ustam
kan ter içinde
her günüm bin sensizliği topluyor
ve yığıyor içimdeki boşluğa
nasılsa bir sen çıkmaz biliyorum
belki yakından geçersin birgün
nefesin dokunur ve içimde hayalin bile can olur
buncamı seviliyorum dersin
birde ten verirsin
ellerinde ateş uzanır iki gönül
sarılır iki güneş birbirlerine
kati biri erkek al kzıl renkten
ve ötekisi dişi pembe mi pembe
gayri seyretsin gök kuşağı renk dediğin ne imiş...

30.04.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:05

GÜL PRANGASI...

Bahar elini uzatır
yaz tutar
bir gül verir içinde bütün renkler
sevda olur orman orman
gönülden gönüle aşk
olur dört mevsim solmayan tek renk...

delikanlı elini uzattı
kız tuttu
bir bakış bir bakışa sarıldı
bir gül dalına sarmaşık dolandı
gönüller oldu bir
aşk bir doğum günü türküsü
iki dilden
en ince telinden okundu yüreğin
şiir şiir bakışlar
ateşten sarılışlar
söz dinlenir ruh içinde
her genin bakışlarında resmi
ve vuslatın ahengi var duruşunda
hadi gel sevişmek yan yana
mutluluk iç içedir arzularla
ve el ele olur beraberliğin resmi...

alev elini uzattı
köz tuttu
bir aşk yangınının külü ile karılmış
dünyanın başıyla sonu
bir kerem ve bir aslı
iki can ateşi tüter vuslat bacası
bu yangın iki candan
külümüze dek yanalım
rüzgarlara verecek
bir parça sen bırakmam
sende beni bırakma canım...

sevda elini uzattı
dil tuttu
içinde hüzünler, sevinçler var
biraz vuslat ve çokça acılar ile
geçti gitti iki ömür
kavuşmak bir an
ayrılık sonsuza uçmak
vuslat ile ayrılık biteviye
cihanın en uzak iki noktasıdır gülüm...

sonunda yıllar elini uzattı
ömür tuttu
ölüm kesti köprüleri
düştü ecel
yaş ağaca vurulan bir balta gibi
leyla ile mecnun var mıydı
ferhatın şirin suyu çağlarken söyler
tüterken bacası yeni gelen konukların
anlatılamaz bir karanlıktır hasret
ve sensizlik ile kardeşi ölüm
hadi hoşça kal hayat
ben sensiz olan dünyaya gönüllü gelmedim ki
gel sevdiğim el ele ölelim
yaşadığımızı
ve sevdamızı ispat etmenin başka şıkkı yok...

yollar elini uzattı
umur tuttu
yol dedi ki ne bileyim
başlayış yerim irem bahçesi
sonum siz olmayınca
depremlere uğrarmış
şimdi benim bağrımda yola çıkanlar
nerede hani
hani sevda ne yanda, gönül ne yanda
can ile cananı yitirmişim ben
utanıyorum kendimden
vuslata çıkmayan bir yolum diye
kahrolsun karanlıklar
depreminize çekin beni
kabir gibi çökeyim böyle olmaktan ise...

ümit elinmi çekti
koyup gitti mi seni
zemheri zifirinden bu sensizlik
dört mevsimsiz hep hüküm mü sürecek
ve bu ayrılık denen zalim girdap
yüreğimi, seni ve içindeki bizi
gömdü bir kara boşluğu
şimdi göz görmez
ten hissetmez
bir ruhum farkındadır
sürünür bir ağır boşluğun içinde
ve ikimiz ne yana dönsek
karanlık karanlık karanlık
iz bile taşınmış sözlükten eyvah...

sonumuz başa vardı
yaşananlar anımsanmaz gayri
ölüm unutmanın
hiç görmemiş olmanın egemenliğidir
ve ömür bitti
ben anılarımıza rüşvet bıraktım
sevdanın sıcaklığını
gözlerinin parıltılarını
ışık bıraktım
kanımın en derininde batmış
kanım çekilmedikçe yaşayacak
senden iki rengi aldım giderim
sen kabirimde bir suret gül ağacısın
kimseler dokunamaz
dört yönden rüzgarlar eser
belki sana sokunamayışım ağlar
o ruhani dallarına dokunamayışım ağıt yakar
yaprakların dizi dizi kıblemin ateşine düşsün gölgen
neyleyim ben canım neyleyim
beni kim anlar gülüm kim anlar
ayrılık ölümün ikizkardeşi imiş
hadi sokul kabrime başka kurtuluş yok
başka çare yok canım, hadi gel
kara toprak yansız sarar yalnızca ikimizi...


03.05.2009 Kartal/İst.
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:07

İYİ Kİ...

İyi ki kendime giden yolları kapatmışsın
artık mazeretim geçerli
dört yön bütün sen isen
artık senden başka nereye gidilir ki...

sen
cemre sonrası taze bahar
sen
ateş dudaklı yaz
ah sen kumral kadın,
bana ne sanki
güz sarışın,
kış pamuk gibi beyazmış...

yağmurun damlasına tutundum
saçlarına indim usuldan
çırpınırım telleri arasında
dağılmazsam eğer
yada buharlaşmazsam heyecandan
kirpiğine uşalacağım
ve gözlerindeki deryaya kavuşacağım...

bir narı ikiye böldüm
kaç tane sen güldü bir bilsen
her tanenin yüzünde
ben saçıldım yerlere
bir tanemi alıp tatsan
bendeki kendi tadına varsan...

dudaklarında açıldı güneş
nefesinle serpildi güne
kirpiğinde şebnemim
bakışlarında buharlaştım
gözlerinin cehennemine razıyım
gözlerinin olmadığı
cenneti neylerim ki...

gözlerim beni unutur
gözlerine bakınca
en uzaktaki genim
en yakındakine sarılır
bir nokta ben kalırım
sen gözlerime bakınca
en ölçülmez uzaklık
nokta içindeki noktadır...

06.04.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:08

YÜRÜDÜ...

Sardı poşusunu garip başına
Kara lastiklerini giydi yürüdü
Kuşağında kesesi meteliğe aç
Daldaki meyveye baş eydi yürüdü...

Sarp kayalar yolda değil bağrında
Ne ferhat ne şirin olunur onda
Sakalının telleriyle garip hanında
Başbaşa yoksulluğa sövdü yürüdü...

Ekmeğin tohumdan önceki anı
Toprağın karşılıksız kerem zamanı
Bir dolu sofrada düşünüp onu
Boş elerle dizlerini dövdü yürüdü...

Gurbet dersen içi bağrı örnektir
Irgatlık sorarsan soyunda tektir
Karşılığı dersen tekdir görmektir
Emekten terini soydu yürüdü...

Ne varı bellidir ne yok olduğu
Ne bulduğu belli ne bulmadığı
Ne yarası bellidir, ne inilediği
Lokman'ı içinden kovdu yürüdü...

Kuşa kanat veren rabbin ilminde
Aradı çok sebep yoktu kendinde
Taştı susuzluktan bir su bendinde
Yedibaşlı açlığını sağdı yürüdü...

Kefenini sardı ölmeden boynuna
Fermanını yazdı koydu koynuna
Gitsem dedi şu azrailin yanına
Desem yaşam neye değdi yürüdü...

07.04.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

Re: BİR HIŞIM...

Post by baytunca » 12 Jun 2009, 14:09

DÜŞÜNDÜKÇE HER SENİ...

Akşam örter yüreğimin üstünü
Karanlığın değdiği tenim
kararan ruhumdur sensiz
cilası pas tutar gecede
günden kalan güneşin
yer kara demirdir
gök yanık bakır
ve sokaklar tüm uzaklardan yalnız
bastırılmıştır bahçelerde
tünemiş kuşların kanatları altına
günün yorgunluğu dinlenir
yelin muhabbetindeki dal
dalın can evindeki her yaprak
meyvenin haz ile aranışı
yalnızdır gecenin ortasında
tatların bile rengi yok
yutkunmak tutarsızlıktır
açlığın gücü nedir ki
tokluğun arenasında
bir bakımsız herküldür
hayaldeki kin bile
yine yaralanmıştır bir saatinde
gecenin en gizemli bir anı
suyun sesi özgündür
pınarın ağzı sulanır bu sese
varsa bir ceylan
dudaklarına değdirse
serinlik yıkanır
ateş kuyularında o an
ceylan sen ne güzelsin diye bilseydi pınar
sazını çalan karacoğlan olurdu
küründe dans eden suyun bileşimleri
sen suyun sesi kadar safsın
çocukların sesi kadar safsın
nefretin kapısından geçmediği bir diyarda
gecenin karanlığına yayılan
genişleyerek sıvanan şu yanık kokusu
yüreğimdeki kerem ile aslınındır
nefesim bu ümitsiz sevda ile son bulacak olsada
seni baştanbaşa
dünyanın bütün acı yaralarını örterce seveceğim
geceler hayali senden de olsa öyle güzel ki
gece olasım gelir düşündükçe her seni...

09.04.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 4 guests