GÖZLERİM GÖZLERİNE ÖLÜR SENİN...

Moderator: Yöneticiler

Post Reply
baytunca
Kıdemli Üye
Posts: 520
Joined: 29 Jun 2006, 10:40
Location: ist.
Contact:

GÖZLERİM GÖZLERİNE ÖLÜR SENİN...

Post by baytunca » 03 Sep 2009, 16:42

Seni söyledim
yorgun bir göçmen kuşun kanatlarına
adını dedim
dedim ki, siz en sıcak olan nedir
bilir misiniz
yöneldiler sana gelen yollara
oysa ümitlerim yorgun
varılacak olana varmaları mümkünsüz
her harfi bir gurbet yeri olmuş içimde
adın ne kalabalıklarına kıran vurdu bir daha
kanımı hasleden bileşikler
kimyasına karşı çıkamadı
hasretin kanunsuzluğunda
damla damla tutuştu kanım
içimde sayısız ben can verdi
önlenemez bir son ile
senleri bir yana alamadan
hep seninle yok oldu her zerrem
göçmen kuşlar uçuyor
ve biliyorum
asılmış gök yüzüne
arsız sana varma arzum
kaç pir sultan urganı gerek
bilemem
sen yok musun ah
dostların en özgesi
doyumun ömürlüğü
uykunun neye yaradığı
düşün doğum zamanına gebe gece sen
bir analık hakkı
bir sancıdır sana dokunuş
göbekten ayrılması göbeğin
bir damla kanın bile
feryadıdır
ve ilk ağlayışıdır
sevda dünyasına açılan
ilk göz ağrısının göz yaşıdır
kavuşmak
ellerinle belemektir
yaratanın inayeti
kara sevdamı
belemektir
yüreğindeki kundağına
rengi ne olursa olsun
sendeki sevdanın
bir beyaz gelincik rengi olsun
ateşin tutulması olsun
ateşin adı, rengi
ve yanmaya neden olanın somutluğu olsun
öylesine sar beni işte
sıcacığım, ölesiye...

bir teleği düştü
bir göçmen kuşun
kafilenin ardından yere süzüldü
semah döne döne
sensizliğin evreninde
ateşin aslı oldu
kavuştu ölüme
can verirken
ölümü sen bilerek
en ince tüyünde
nice tüy olmayı bekleyen
sana uçmak için
kanat olmayı bekleyen
hasret
yeşillendi
orman orman oldu
yangın mavisi oldu
deryalaştı
ölümün ummanına karıştı
teleğin ahiri
içine gömüldü biliyorum ki
ölüm yeri her zerremin
senin göğsünün içidir
sol memenin altında
gümbürdeyen can evin
şah damarımdan vursunlar beni
kanım sıçrasa şah damarına
belki kanına karışırım
bir sevdalı kan damlası olup...

çıbanı neşter deşmez
deşen gidişindir
adım adım acılarla
yokluğun öyle bir çıban ki
lokman hekime boyun büktürür
ve öyle bir tanımlanamaz illet
ille dönmeyişin
tazeler her nefeste acılarını
nefesim bile sancılar çeker
serçe parmağın olsaydı yeter
bütün illetini silerdi
sevdalanmış
mecnun olmuş
vuslatlarla arası sırat köprüsü
sevdalıların
sensizliği varsa cennetin
sırat köprüsünden atlarım
zaten yokluğun
bin cehemnemdir
belki cenneti yakar
kavuşurum sana
gözlerinin çekikliğinde
güneşlendim zemheriler boyunca
mantondaki düğmede süs oldum
ve renksizdi yağan kar
gülüşünle boyadım
odamın rengi beyaz
senden kalan son nefesle
soluklanırım
ne kadar yeter bana
karaya atılmış bir balık
ne kadar yaşar
sensizlik soluksuzluk işte
ölürüm öyle bakma
geceler gibi
günleri unutturma duygularıma
gün yirmidört saat
hepsi hasretin mi olsun yani
şirinim, serin yarim...

şimdi
kan kaybedeb ümitlerimdir
can paramparça olmayı parça saydırır
ve her seni hayal etmek
gül damlası
bir sükut saçmaktır
stresine özlemin
kavuşamamanın adını
mahkemeye vermektir
davacı olmaktır
ayrılık illetinden
ağustosta soluk donar mı
ta kendisidir sensizlik
ve varılmazlığın zemheridir
asıl
bir kar tanesi olup
düşemememdir olduğun yere
sensizlikmiş hulasa zorun da zoru...

orada
benden uzakta
biliyorum şimdi
yine bir çığ kopmasıdır gözlerin
bakışlarından rüzgarlara düşer davet
bir kış yeli olup
karışasım gelir içine
sana varmak ya asıl mesele
ve hayalimi ulaştırmakta mahirliktir
olduğun yere
hayalin yurduna
canımdan minnetler bekler
hayal sana dokununca gerçektir ömrüm...

şimdi ben ziyan sensiz
şimdiden sonra
mecnunluk ziyan
şiiri öksüz
türkünü yetim koup gittin
sövseydin, dövseydin
aşırsaydın kaf dağının ardına
küllüm kaf dağı yavru kaldı
hasretinin yanında
eteklerine varmaz başı
duygularımın
aşılmaz ulaşılmaz yer, sevdama kanat ver
dön hele dön
kahırdan savrulmuşum kainatın boşluğuna
bütün içimdeki senlerle
ölüme yolluyorsun beni
hani beraber ölecektik
ruhumu neden yalnız koydun ki
sevda cihanım, neden...

her adım ziyan şimdi
ve depremlerin babası
zonklar durur damarlarımda
bu güneşin tükenişdir
son korundan
nefesince bir ılıklık
üşüyorum
bırakta o kora gömüleyim hiç değilse
kanımda renk tükenişidir bu
bu vedasız gidiş
bu dünya dışına uçmaktır
kül rengi bir tortu bırakıp
bir gök taşının
talihsizliğidir, silinmesidir
ölçüsü bilinmez
hasretinin boşluğunda
kalan gönülün
bir bak
zifiri karanlık geceden kara bakışlarınla
bir zerre
göz bebeğine
bir zerrenin yavrusu ışık olayım yeter
yine yeter ki çoğalayım sevdanla canım...

deniz renksiz kaldı sensiz
sahillerde çakıl taşlar ağlar
göz yaşlarım oldular
susuz yazlara müebbet
bir mahkum toprak olmuşum
izinden mahrum
gülistandan kurtaramadım
son cennet çiçeğimi
tutunamadım sensizliğin
gökte bir damlasını bulup
bir ak duygunun
ak bulutuna tutunamadım
sensizlik
mevsimlerin üçünü esir almış
kalakaldım canım
bir zemheride
bana acımıyorsan
sevda çekenlere acı
dön bir bak
ateşi getir gözlerinle
sevdamı sevdanın sıcaklığında sar
yakana dek...

gelirsen
ayrılıklar utancından
yer ile yeksan olur
çeker giderler
hasretler dönmemek üzere
başım göğsünün yumuşaklığında bulmuş kendini
gel ki, yastığıma yaşamı kurayım aşktan
ölmek iztediğim yerdir bilesin
gel artık, uykum var
uykulardan uykusuzlukların kapısında
nice zaman mahkum olmuş uykum var
saçlarını ser yastığa
saçlarınla saçlarım uyusunlar
şimdi kapatma gözlerini
önce derinden derine gözlerime bak
gözlerim gözlerinin derinlerinde can versinler
öyle kapat gözlerin...

03.09.2009 Taşkışla/Taksim
Bayram Tunca 1956, Elazığ
yokluğun ölümün diğer adıdır

Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests